Öyle bir seyir defteri…

Palamutbükü’nün Tabanvay Keşfi 2011/2

08 Eylül 2011 Perşembe, 23:12 | Gezi

Palamutbükünün bir yarısı Yaka Köyü’ne bağlı iken, kıyıda herhangi bir yerleşim olmayan bir boşluktan sonraki diğer yarısı (liman tarafı) ise Cumalı’ya bağlı.

Bu sabah 6:05’te aparttan çıktım, manavla selamlaştım ve bu kez koyun liman yönüne doğru yürümeye başladım. Uygar-1 Market’in köşesinden [1] içeri giren asfalt yol aslında bir ana yol (apart/pansiyon/motel indeksi tabelasının olduğu yer). Ben de bugün o yolu boydan boya yürüyeyim, tepelere çıkan yolları keşfedeyim dedim. Sabahın ilerleyen saatlerinde Knidos’a gitme niyetindeydik, Knidos’a o taraflardan gidildiğine dair bir rivayet duymuştum; önden bir kolaçan etmeye de yarar dedim. Geçen sene bu yolu yine yürümüştüm, uzaklarda bir yerleşim görmüştüm ama geç kalacağım diye geri dönmüştüm, orayı bulmak hatta geçmek de bir motivasyondu :)

Yol dümdüz, çok az eğimli, uzun süre sağlı-sollu ufak pansiyon, apart, evleri geçtikten civarda oturanlara ait geniş araziler başlıyor. Çoğu çitlerle çevrilmiş, çoğunlukla zeytin ve badem ağaçları var. O nedenle pek çevredeki dağlara yaklaşmak mümkün olmuyor. Arada kısa patikalar varsa da, bunlar gerçekten dağa mı çıkıyor yoksa birisinin arazisinde gezmek için açtığı yol mu kestirmesi biraz güç. Yine de birkaç yer işaretledim [15] [16] [17] [18], ne çıkarsa bahtınıza, ben keşfetmeyi düşünmüyorum. İlk rotamın aksine bu deniz kenarında gitmeyi bırakın, denizden giderek uzaklaşıyor.

Toplamda 50 dakikalık bir yürüyüşün ardından, 6:55’te Cumalı’ya vardım. Yol köy meydanının ortasına yapılmış bir çeşmede [19] bitiyor. Açıkçası “bitmesi”ni beklememiştim, ben geçer giderim, yolun kenarında kalır diye düşünmüştüm. Kendimi 9’da dönmeye ayarlamıştım, daha gidebileceğim bir 40 dakika daha yol vardı (her gidişin bir dönüşü var). Yol ikiye ayrılıyor, Datça yönüne ya da Knidos’a gitmek mümkün. Datça yönünün büyük olasılıkla Palamutbükü’ne giden yola bağlandığını düşünerek rotayı Knidos’a doğru çevirdim.

Biraz gittikten sonra yol bitti, sağa Datça, sola da Datça oku gösterdi [21]. Yön olarak yukarı doğru çıkan sol tarafın Knidos’a gitmesi gerekiyordu; ben de öyle saptım. Oradan sonra yolun eğimi artmaya başlıyor. Biraz daha devam ettikten sonra Yazıköyü’ne geldim. Arada diğer yerlere sapaklar [20] [22] [23] [24] [25] [26] da geçtim. Yine herhangi birini kaydedeğer bulmadım.

Yazıköyü’nün içinden, insanların meraklı bakışları arasında geçtikten sonra, Knidos tabelalarını takip edip yürümeye devam ettim. Şöyle bir 10-15 dakika yürüyüş yapabilitem vardı ama açıkçası hiç de aynı yoldan geri dönesim gelmiyordu.

Bir anda aklıma cin bir fikir geldi. Sabah ben döndükten sonra, kahvaltı edip zaten Knidos’a gidecektik. Ben gidebildiğim kadar yürüyerek Knidos’a gitsem, arabayla Didem gelip beni arkadan toplasa, tarif edebilirim bu yolu dedim. Böylece bir anda bir 1.5 saat daha kazanmış oldum.

Dönmeyi düşünmeden yürümenin keyfi kesinlikle başka oluyor. Elimdeki suyu bitirip köydeki çeşmelerden birinden doldurup yoluma devam ettim. Yanımda fazladan yiyeceğim vardı, idare ederdim daha, vurdum kendimi yollara. Knidos tabelalarını takip ederken “yav ben bu yolun ne kadarını gidebileceğim” diye soru işaretleri oluşmaya başlamıştı ki karşıma “Knidos 8” tabelası çıktı. Sadece 8 km kalmış, bu da 5 km/s hızla yürüyen bir insan için 1.5 saat demek. Saat 9 gibi Knidos’dayım demektir.

Adımlarımı daha bir keyifle atmaya başladım ve bir süre sonra, 7:50 itibarı ile denizi gördüm [29]. İnsanlar bu güzel manzarayı seyredebilsin diye bir tane oturabilecek mesire yeri masası bile koymuşlar. Bunun hemen biraz öncesinde, dağlara doğru gidiyor gözüken bir sapak [28] çekici geldi. Denizi gördüğüm yerde ise bir tanesi sola yukarı, bir tanesi sağa aşağı giden cezbedici iki sapak daha vardı. Didem’in 9’da kahvaltı edip, hazırlanıp çıkacağını düşününce aşağı yukarı bir saat kadar oyalanabilecek vaktim vardı. Oyalanma hakkımı burada kullanabilirdim.

Çekici sapaklardan [29]’dan yukarı sola doğru gidenini seçtim ve yürümeye başladım. Tepeye çıkacak bir yol bulursam, daha bir güzel etrafı görebilirim diye düşündüm. Arada [30] [31] ayrımlarını pas geçip patikayı takip etmeye devam ettim. Yol daha yukarıya gitmek yerine, gerisin geriye Palamutbükü’ne doğru gitmeye başladı. İleride doğru baktığımda koyu gördüm, yolun gidişatına bakılırsa “aynı yoldan dönmeden” Palamutbükü’ne tepelerde gezerek dönebilirdim. Nefis! İlk anda “ya bu yol oraya gitmiyorsa, gerisin geriye dönmek gerekir, yeterli yiyeceğim yok niye çıkarken orada duran bademleri almadım ya da köyden bişiler almadım” diye dövündüm. Sonra ikinci sorun olan, Knidos’a gitmeyi (ve oradan Didem’le dönmeyi) zaten planlamış olmam aklıma geldi. Ve bir de üçüncü sorun, ayağımda asfaltta yürüyeceğim diye normal bir spor ayakkabı vardı, onunla ileride zorlaşabilecek bir patikadan dönmeye kalkmak pek akıl kârı değildi. Üstümdeki baldırları ayrılmış bir pantolon (aka şort) vardı, onunla bacaklarıma da bitkilerin epey çizik atması mümkündü. [32] noktasından kös kös geri, başladığım [29]’a 8:20’de döndüm.

Hızımı alamadım, hala bir yarım saatim vardı, bu sefer de [28]’deki ayrımdan gideyim dedim. O da böyle tepelere gidecek gibiydi. O patikada da bir [33] ayrımını pas geçtikten sonra, artık [34] noktasına geldiğimde yol ayağımdaki ayakkabılar için iyice zorlaşmaya başladı. Ben de geri dönüp yine kürkçü dükkanı olan [29]’a 8:38’te döndüm. Sağ aşağı giden patika kalmıştı geriye ama onun inişi zaten zorluydu. Bir gün [29]’dan sola yukarı giden yoldan Palamutbükü’ne dönmeyi denemeyi bir kenara (bkz burası) not edip yoluma devam etmeye karar verdim.

Deretepedüz gittim. Yolun deniz göründükten sonraki kısmı gerçekten keyifli. Arsalarla engellenmeyen, dokunabileceğiniz, patikalar olan bir sürü koy ve tepe var. Bir [35] var ki, hem verici olan bir tepeye hem de güzel bir koya iniyor gözüküyor. [38] de yine bir koya inebilecek bir ayrım. [39] tepelere gidiyormuş gibi duruyor. [41] ‘de ufak bir mağara, [45]’te yine tepelere gidebilecek bir ayrım bulunuyor.[36], [37], [40], [42], [43], [44] çok umut verici olmayan, ne çıkarsa bahtınıza ayrımlar.

İnişli, çıkışlı, virajlı bir kıyı şeridi, tipik fazla yüksek olmayan ağaçlardan oluşan bir bitki örtüsü; yer yer Knidos şehrinin harabelerini geçerekten 9:53’te Knidos tabelasına ve bakanlığın “araba giremez” tabelasına ulaştım. 1 saat oyalanmam bana sıcaklık olarak geri geldi ama yeterli suyum olduğundan sadece biraz daha fazla yorulmama yol açtı.

Rotayı özetlersek; benim gibi oyalanmazsanız, ortalama saatte 5 km/s hızla Palamutbükü’nden Knidos’a 3 saatte varabilirsiniz. Uzun bir yürüyüş gibi dursa da, bir önceki yürüyüş de toplamda 2.5 saat sürmüştü. Sadece bunda geri dönüşünüz için bir araç ayarlamanız gerekiyor. Knidos’a gidip/gelen minibüs saatlerini iyi denk getirmek (ya da orada zaman geçirmek) gerekebilir yoksa.

* * *

[1] Numaralara uygun bir halde koordinatları GPX biçeminde indirebilirsiniz. GPX okuyan bir uygulamanız yoksa dert etmeyin, herhangi bir metin düzenleyicisi ile açsanız da okunur bir halde.

  1. “Palamutbükü’nün Tabanvay Keşfi 2011/2” İçin Yapılan 1 Yorum

  2. Di 09 Eylül 2011 Cuma günü dedi ki :

    Bu arada buluşmadan bahsetmemişsin, onu da ben ekleyeyim. Son 30-40 metrede FCHMobil topladı seni, otoparka arabada girdin. ;)

Bir Yorum Yazın