Öyle bir seyir defteri…

Amasra: Mezgit, Salata ve Diğer Öyküler

31 Mart 2017 Cuma, 12:37 | Gezi, Yimmek

Amasra, Bartın’ın deniz kenarındaki bir ilçesi. İnanılmaz betonlaşmaya rağmen hala güzel. Denize doğru uzanan bir burun düşünün, burunun iki yanında iki ayrı koy, burna bir köprüyle bağlanan bir ada, kale surları arasında evler ve daha niceleri.

amasra_kusbakisi

Bir zaman makinem olmasını ve 70-80’lerdeki Amasra’da betonlaşmadan önce birkaç gün geçirmeyi çok isterdim.

Amasra Ankara’dan ulaşılabilecek (~3-3.5 saat arabayla) en yakın deniz kıyısı olduğu için senelerce Ankara’nın yazlığı gibi olmuş. Özellikle havalar ısındığında ve özellikle haftasonları Amasra civarı ciddi kalabalıklaşıyor.

Ben oldum olası Karadeniz’in sularından deniz anaları nedeniyle uzak durmuşumdur. Buna rağmen deniz anaları beni Ege ve Akdeniz sularında da bulup çarpar (herhalde bir 8-10 kere çarpılmışımdır tüm yaşamımda), Karadeniz’de başıma neler gelebileceğini hayal bile edemediğimden Amasra’ya yüzmeye gelmiyorum.

Amasra’ya senede en azından bir kere, havalar tam ısınmadan, ortalık kalabalık değilken geliyorum. Bana bir sakinlik, bir deniz havası, bir dinginlik veriyor. Rüzgarı yüzümü yalıyor, sesleri içimi dolduruyor. Bir de taze balık, üzerine inanılmaz güzel bir salata ile sadece karnım değil; tüm duyularım besleniyor.

Sabah erkenden yola çıkıyoruz. Öğlen sularında Amasra’ya varıyoruz. Öğlen yemeğini Mustafa Amca’nın Canlı Balık’ında yiyoruz. Her sene farklı bir balık denesem mi düşüncesi, taze Karadeniz mezgitin damakta bırakacağı tadın hayali ile yok oluyor. Kendimizi yine mezgit yerken buluyoruz.

Mezgit tek başına değil. İçinde 20-25 parça farklı ot ve sebzenin bulunduğu eşi benzeri olmayan bir salatayla beraber yiyorum. Salatanın suyuna ekmek banmamak için insanüstü bir çaba sergiliyorum. Kilo alma derdinden değil, ekmekle tıkanmayayım da daha çok mezgit ve salata yiyebileyim diye. Böyle bir ikili dünya üzerinde yok.

Sonra… Sonrası aslında akşama kadar zaman öldürmekle geçiyor. Çünkü akşam olduğunda biraz daha acıkıp kendimi tekrar mezgit ve salata yerken bulabiliyorum. Onları sindirmek için biraz daha zaman öldürüp, uyuyorum. Sabah kalkıyorum, çoğu zaman kahvaltıyı atlayıp, öğlene kadar zaman öldürüp, üçüncü bir öğünü de mezgit ve salata ile tamamladıktan sonra :) Ankara’ya dönüş yolculuğu başlıyor. Evet, üç öğün üstüste yenecek kadar güzel bişi bu.

Neden mezgit? Sanırım kendim güzel yapamadığım, Ankara’da bir lokantada lezzetlisini yiyemediğim nadir balıklardan. Çok çabuk tazeliğini kaybettiği söyleniyor. Ayıklaması uğraştırıcı ve iyi temizlenmediğinde tadını bozuyor. Kızartmasının iyi yapılması gerekiyor. Bunları bir arada bulması gerçekten güç. Canlı Balık’ta yediğim şu üç öğün dışında yakalayabildiğim bir tat değil.

Mezgit deyince burada gelen balıkları beklemeyen Egeliler olabilir :). Ülkemizde mezgit isimli iki ayrı balık var. Ege mezgit denilen büyük ve filetosu çıkarılan bir balıkken, Karadeniz mezgit ise fotoğrafta gördüğünüz gibi küçük bir balık. Kızartıldıktan sonra kafasıyla beraber hiç ayıklanmadan yenebiliyor.

amasra_mezgit_300317

Hele o salata… Amasra’da Canlı Balık’taki salatayı yemeden, Amasra Salatası yemiş değilsiniz. Bir kere yedikten sonra, çeşitli şehirlerde “Amasra Salatası” diye verdikleri salatayı çok vasat bulacaksınız.

amasra_salata_300317

Üç öğünün arasında nasıl zaman öldürülebiliyor?

Daha önce defalarca dolaştığım sokakları bir kez daha baştan aşağı dolaşırım. Şehir içindeki sokaklar ve dükkanlar, kale içinin her bir sokağı, kemerden geçerek ulaşılan adanın tepeye tırmanan sokakları ve tepesindeki patikalar, mendireğe uzanan yol, Çekiciler Çarşısı, Barış Akarsu heykeli ve Amasra havası solurken dolaştığım nice başka yerler.

Barış Akarsu da kim dediğinizi duyar gibi oluyorum, 2000’li yılların başında ilk şarkıcı yarışmacılarından çıkma, birkaç albüm yapıp televizyonda dizilerde oynamış ve çok genç yaşta trafik kazasında ölmüş bir sanatçı. Bu kadar küçük bir yerden doğup büyüyüp yetişen birinin bu kadar ünlü olması elbette bir heykelinin dikilmesini sağlamış:

Denize nazır bir yere konuşlanıp demlenmek de bir seçenek. Kitap okumak en güzeli, olmadı bilgisayar kullanırım ya da sadece ufku seyredip Amasra’nın sesinin ve kokusunun içime işlemesini beklerim.

Günbatımını kaçırmamakta yarar var. Canlı Balık’ın baktığı koydan batan güneş, koyu tam ortalayarak kızarıyor ve yavaş yavaş yok oluyor. Kırmızılığı denizin mavisi ile birleşerek dağılıyor.

amasra_gunbatimi_300307

Denk gelirseniz, pazarı da ayrı bir güzellik. Ankara’daki pazardan aldığım sebze 3-4 günde bozuluyorsa, burada aldığım sebze bir haftadan fazla dayanıyor. Manda peyniri, yoğurtlar, reçeller de cabası.

amasra_pazar_310317

Şimdiye kadar 4 farklı yerde kaldık. Birini söylemiim bile, o kadar kötüydü ki. Uygulama Oteli, Kuşna Pansiyon, Sardunia Hotel diğerleri. Uygulama Oteli standart bir otel, hemen her şehirde görmeye alıştığınız amatör/profesyonel karmasında. En abuk zamanlarda bile dolu olabilir (kamu sağolsun). Kuşna Pansiyon bir miktar yürüyüş ve iniş-çıkış gerektiriyor. Adanın yamaçlarında, güzel bir deniz manzarası var. Bahçesi kalabalık bir kitleyi (biz öyleydik) kaldurabiliyor. Sardunia ise yenilerden, tam Amasra’nın göbeğinde, Canlı Balık’a çok yakın. Çok güzel bir dekorasyon, rahat odalar, otel gibi bir otel. Arkasında bir bahçesi, güzel de bir kahvaltısı var.

Balık seviyorsanız, salata yiyorsanız, deniz havasını özlüyorsanız; bir gece konaklayıp havanızı değiştirmek ve güzel lezzetler tatmak için Amasra’ya bir uğrayın. Ama haftasonu gelmeyin, en azından bir iş gününüzü harcayıp Pazar-Pazartesi gelin.

Yine gelecek ben…

Bir Yorum Yazın