Öyle bir seyir defteri…

Palamutbükü’nün Tabanvay Keşfi 2011/6

18 Eylül 2011 Pazar, 12:34 | Gezi

Perşembe sabah 5:52’de atabildim kendimi dışarı. Pazartesi günü gittiğim yolda Kumyeri Mahallesi yakınlarındaki yan yollardan birinden turnayı gözünden vurup kendimi tepelere atabilmekti. Geçen yıl yaptığım yürüyüşlerden tepelere giden, tamamen keşfetmediğim stabilize yollar olduğunu hatırlıyordum.

Önce 134’ü yokladım, azıcık gittikten sonra büyük bir açıklıkla bitiverdi. Diğer yönden aşağı inen bir ufak yol vardı, o da büyük olasılıkla 135 olacaktı. Büyük olasılıkla biri bir bina yapabilmek için alanı düzlemişti.

Bir taraftan GPS’imi açtım. Patikalarda yürüdüğüm noktaları kaydetme niyetindeydim. Arabayla yol haritası çıkarırken her saniye nokta kaydı yaptırıyordum. Fonksiyonlarını kurcalayıp hatırladım ve “Compact” olarak ayarladım.

Bu kez saat 6:18’de 133’ten döndüm. Yukarı doğru yönelen taşlık/toprak yol boyunca birçok dönülebilecek yan yol vardı. Bunları 136-141 arasında işaretledim. Derdim tepeleri bulmak olduğundan, onlara bulaşmadan yukarı eğimli yolda yürümeye devam ettim.

Yükseldikçe güzel manzaralar beni bekliyordu elbette. Bir dönüşte durup denizi ve koyu seyredeyim dedim. Ancak vızıldayan sinekler hemen bacağımın etrafında turlamaya başlayıp “bekleme yapmayalım” dediler.

142’ye vardığımda yukarı doğru devam eden bir sağa dönüşle karşılaştım. Takip ettiğim yönün ilerisine baktığımda ise aşağı doğru bir meyil ve sıklaşan bitkiler gözüme çarptı. Bunun üzerine sağa dönmeyi tercih ettim.

143’e geldiğimde, aslında düz devam edebilecekken köpeğin “buradan geçirtmem arkadaş!” havlamalarına kulak verip, sağa döndüm ve böylece köpeğin koruduğu alanı geçerek büyücek bir açıklığa [144] geldim. Aşağıdan gelen ve yukarıya giden bir yol vardı. Ben elbette yukarıya çıkmayı tercih ettim.

Bu tercih, uzunca süre boyunca yapacağım tek tercih oldu. Uzun bir tırmanışın ardından stabilize yol kâh kıvrılarak, kâh inip-çıkarak (çokça çıkarak) uzuunca bir süre gitti, bir tane bile sapak olmadan. Bir ara 420m rakıma kadar çıktım. Etraf daha bir yeşillenmeye başladı. Çevrenin ve koyun görüntüsü giderek güzelleşti. Ancak arada ne yazık ki yine bitki örtüsünün orasında bir çöp alanına (145) rastladım.

Koydan da görülebilen, tepelerdeki yolun bu olduğunu ve Mesudiye/Ovabükü yönüne gittiğimi tahmin ediyorum. Ancak gel zaman git zaman, bir türlü beni deniz kenarına (ve oradaki Palamutbükü-Ovabükü yoluna) indirecek bir patika bulamadım. Öyle bir inişin ardından daha önce işaretlediğim bir noktaya bağlantı yapmayı ve farklı bir yoldan dönmeyi umuyordum.

Biraz daha gittikten sonra önce bir, daha sonra bir sürü arıkovanı kutusu gördüm. Aha dedim, yakınlarda bir yerleşim yeri olabilir referans alabileceğim. Sonunda (7:35’te) 146 olarak işaretlediğim yol ayrımına vardım. Her iki yol da, benim istediğim deniz yönüne değil de, biri doğrudan biri kıvrılarak denizin ters yönüne gidiyordu. Bir taraftan her iki yolu da keşfetmek istesem de, saat geç olmaya başlamıştı, bir de bu işin dönüşü vardı.

Orada mola verdim. Yanımdaki üzümleri yedim, cep telefonumun biten pilini değiştirdim. Benim gibi cep telefonunu hem not almak, hem müzik dinlemek, hem de fotoğraf çekmek için kullanıyorsanız; yanınızda yedek pil taşımanızda yarar var. Tepelerde asıl işlevi olan iletişim kurmaya ihtiyaç duyduğunuzda pilibit olursa telefonunuz, çok ağlarsınız.

Sapmadan patikayı bir 10-15 dakika daha takip ettim, sonunda artık saat 07:56’da, 147 olarak işaretlediğim noktadan geri dönmeye karar verdim. Güneş giderek tepeye çıkıyordu ve yolun nereye gittiğini bilmiyordum (deli gibi merak etsem de). Güneş iyice kızartmadan bir yere varsam da, dönüşü ya öğlen saatlerinde yapmam ya da akşama kadar oralarda beklemem gerekiyordu.

Kös kös dönerken, ben buraların ilerisini nasıl keşfederim diye düşünüp durdum. Daha erken çıkmaya kalksam, hava karanlık olduğu için önümü görmekte zorlanacağım, kafa lambası ya da fenerle de taşlık yolda yürümek hiç keyifli olmuyor. Havanın kapalı olduğu bir gün, tüm günlük bir yürüyüş gibi planlayabilirim belki (yanıma yeterince yiyecek ve su alıp). Gerçi bu kadar güneşli bir Eylül ayında pek öyle bir fırsatım olmayacak gibi gözüküyor.

Tüm yolu dönerken, yürüyüşlerde niye oyunlardaki gibi “Save & Restore” (Kaydet & Yükle) olayı yok diye de düşünmeden edemedim. Yarın sabah erkenden bugün geldiğim noktadan devam edip, yolun geri kalanını görebilsem ne güzel olurdu… Şimdi tekrar oralara gitmek istediğimden “oyuna” yeniden başlamam gerekiyor.

9:04’te tekrar 135’e gelmiştim. Suyum bitmiş, yedek su stoklarını (salatalık) yemeye girimiş bir halde yokuş aşağı inen karayolundan kendimi salıp evin yolunu tuttum.

* * *

Not: Numaralara uygun bir halde koordinatları buradan, toprak patikalarda yürüyüşümün kaydını buradan GPX biçeminde indirebilirsiniz. GPX okuyan bir uygulamanız yoksa dert etmeyin, herhangi bir metin düzenleyicisi ile açsanız da okunur bir halde.

Bir Yorum Yazın