Öyle bir seyir defteri…

Palamutbükü’nün Tabanvay Keşfi 2011/5

18 Eylül 2011 Pazar, 11:43 | Gezi

Salı sabah çıkış saatim 5:58 oldu. Deniz kenarından liman tarafına doğru biraz yürüyüp, Bodi’nin Yeri’nin yanından, “İskandil Apart” tabelasından (105) sağa içeri döndüm.

Artık yürürken sokak lambaları yoktu, neyse ki önümde dolunay vardı yoksa yolu görmekte zorlanacaktım. Yürüyüye yürüye yerleşim yerlerinin sonuna kadar gittim (106) ve artık tepeye doğru tırmanmaya başladım. Etraf da yavaş yavaş aydınlanmaya başlamıştı.

Yürürken önce sola, verici tepesi yönünde aşağı inen bir ayrım (107) geçtim; daha sonra sağa doğru bir ayrıma (108) yan gözle bakıp yoluma devam ettim. 109’a geldiğimde artık yol beni bir seçim yapmaya zorladı. Yol biterek sağa ve sola iki tane yola ayrılıyordu.

Ben solu seçtim, yol biraz tırmandıktan sonra inişe geçti, ine ine yine bir sağ-sol ayrımına (110) geldim. Soldan gittiğimde çok kısa bir süre sonra yol teraslanmış tepelerde sonlandı. Dönüp sağdan gittiğimde de ancak biraz ilerleyebildim. Tepeye bir çıkış rotası bakmaktan da 111 noktasında vazgeçtim, gerisin geriye 109’a döndüm.

109’dan bu kez sağa giderken, sağda bir yol ayrımı (112) gördüm. Oradan döner dönmez yol ikiye ayrılıyordu. Oradan girip tekrar sağa girsem 108 ayrımında yan gözle baktığım ayrıma çıkacakmışım gibi geldi (ama denemedim). 112’ye hiç bulaşmadan düz devam ettim. Yolda işaretlediğim ayrımlardan 113 ve 114 minik patikalarken, 115 sola doğru daha geniş bir yol ayrımıydı.

Artık çeşitli yapılar görünmeye başladı, bir kısmı bakımsızlıktan yıkılmış, bir kısmı terkedilmiş hissi veren. Fakat ilerledikçe bunlar yerini aktif kullanılan yerlere bıraktı. 116-119 arası işaretlediğimi ayrımlar köyün derinliklerine giden ara yollar.

Önümde kurumuş incirleri görünce kafamı kaldırdım, bir incir ağacı. Alçak dallardakilerden hemen hiçbiri henüz olmamıştı (güneş görmemekten), bakınırken bir tane irice inciri görüp kopardım ve kopunca çıkan sütünü dudaklarımı değdirmemeye çalışarak afiyetle yedim. Birçok meyva gibi inciri de kabuğuyla yediğim için çok da zor olmadı :)

Accık daha devam ettiğimde ise Pazartesi günü gittiğim ana karayolundaki 73 numaralı ayrıma ve Kumyeri Mahallesi’nin çeşmesine çıktım. Böylece bu “rota”, bildiğim bir yola bağlanarak tamamlanmış oldu.

Buradan nereye gitsem diye bakınırken dümdüz devam edip köyün içlerine dalayım, belki bu yol beni tepelerden farklı bir yere götürür dedim. Deretepedüz giderken 120-128 arasında çeşitli yan yollar işaretledim.

Yolun “sonu” olarak adlandırabileceğim 128 sapağına vardığımda ise ilginç bir sahne bekliyordu. Yolun ilerisinde ortada ölü ve bir kısmı yenmiş bir iri hayvan yatıyordu (eşek, at ya da inek olabilir). Yanında ise sadece iskeleti kalmış, başka bir hayvan vardı. Yolun devamında patika daralıp ağaçlar sıklaşıyor gibiydi. Bir nevi “buradan ileri geçiş yok, geçeni nah böyle yaparız, yiyorsa gir” şeklinde bir sahne söz konusuydu.

Ben tabii ki hemen yukarı doğru çıkan patikaya döndüm ve tırıs tırıs uzaklaştım sahneden. Yükseldikçe uzakları daha net görebilmeye başladım. Elimdeki cep telefonu kamerası ile verici tepesinin birkaç fotoğrafını çektim, fikir vermesi açısından. Yeni dikilmiş, kurdeleler bağlı bir ağaç gördüm. Daha ilerledikçe uçarak ağaçlara takılmış parti bayrakları gördüm — bizim paramızı ortalığı kirletmek için elaleme saçtıran bu seçim düzenine bir kez daha saygılarımı sundum.

129’da işaretelediğim, ezilmiş otlardan oluşan bir yolu saymazsak, çok da uzun olmayan bir yol başka bir dönüş olmadan geçti; inişe geçmeden önce daraldı ve artık çalıların arasından ilerlenmesi gereken bir hale geldi. Ben de çalıların arasından ilerleyeceksem tepeye doğru gideyim dedim. 130-132 arasında işaretlediğim noktalar, herhangi bir dönüşü değil, çalılar arasında geçtiğim yerleri hatırlamak amacıyla kaydettiğim noktaları gösteriyor. Baldırlarıma çalı darbeleri geldikçe, çantamdan şortumu pantolon hale getirecek “paçaları” çıkartıp takmaya üşendiğime çok hayıflandım.

Sonunda baktım olacak gibi değil, güneş de suratıma suratıma vuruyor ve saat ilerliyor, kendimi 129’a atıp orada mola verdim. 129’da yanımda getirdiğim üzümleri yedim (Datça’daki pazardan çeşit çeşit üzüm alınca), baldırlarımı da kapatacak paçalarımı taktım.

Aynı yoldan geri dönerek ölü hayvanlar derneğinden tekrar geçmek çekici gelmiyordu. 129’daki ezilmiş ot yolunu takip ettim, biraz gittikten sonra çalılar sıklaşmaya başladı. Pantolonuma güvenip dalarak aralarına taşlardan oluşan minik barikata vardım. Daha sonra kendimi tepeden aşağı saldım. Düzey düzey oluşmuş taş sıraların en alçak noktasına bulup, bir alt düzeye inerek kısa zamanda önceki sapaklardan 126’dan yürüdüğüm yola çıktım. Artık yolu takip ederek dönebilirdim.

Dönerken alıcı gözüyle baktığımda 124 numaralı ayrım güzel göründü gözüme. Bir daha bu tarafa yolum düşerse onu deneyeceğim. Çeşmeye (73) yaklaşırken yolda bir inekle karşı karşıya geldik. Kendisi benden korkup kaçmaya çalıştı ama yol dar olduğundan kaçacak bir yeri de yoktu. Geçmek için sola kaçtım, o da sola gitti, iyice korkmaya başlamıştı ki ben durdum, o sağa hamle yaptı, ben iyice solda duvara yapışarak geçtim ve rahatladı.

Palamutbükü’ne dönüş sırasında bir gün önceki (Pazartesi) yürüyüşte işaretlemediğim 133-134-135 dönüşlerini de işaretledim. Yolda sıra olarak 63-64 arasına denk geliyorlar.

* * *

Not: Numaralara uygun bir halde koordinatları GPX biçeminde indirebilirsiniz. GPX okuyan bir uygulamanız yoksa dert etmeyin, herhangi bir metin düzenleyicisi ile açsanız da okunur bir halde.

Bir Yorum Yazın