Öyle bir seyir defteri…

Iıılgaaaz Anadolu’nun Seen Yüücee…

17 Mart 2011 Perşembe, 00:11 | Gezi

Yaylalar serimin Pazar günkü bölümü için Ilgaz’daydım.

İlk defa herkese yönelik değil de, “düzenli yürüyüş yapanlara” yönelik bir yürüyüşe katıldım. Öncesinde biraz heyecanlı, biraz da “problem yaşar mıyım” diye endişeliydim.

Normalde hep sabah 8 civarı Batıkent’ten yola çıkar, hava karardıktan bir-iki saat sonra da dönmüş olurdum. Bu kez yol uzun olduğu için, günübirlik de gidip/geleceğimiz için sabah 4’te yolculuğum başladı.

Rehberimiz bir önceki akşam 9’da uyumamızı önermesine karşın, ben bırakın 9’da uyumayı, hiç uyuyamadım. Her araca binen “günaydın” dedi, ben bir afallayıp içimden “sensin günaydın, ben daha bir damla uyuyamadım” diye içimden geçirdim. Üstüne üstlük yolculuğun ilk bir saati de uyuyamadım, uyuyamadıkça ben nasıl yürüyeceğim bu uykusuzlukla diye endişelendim, endişelendikçe uyuyamadım. Neyse ki sonra bir uyumuşum, yürüyüş öncesi kahvaltı edeceğimiz yere geldiğimizde beni koltuktan kazımak zorunda kaldılar :)

Aslında o meşhur türkümüzdekinin aksine Ilgaz tek bir dağ değil, birçok dağdan oluşuyor (yani sıradağ). Ilgaz ilçesi Çankırı’dayken, dağların kendisi aslında tam il sınırından Kastamonu’ya dahil oluyor. Saat 8:15’te 12 kişi yürüyüşe başladığımız noktada da, uzaktan 1875m rakımlı Kastamonu İl Sınırı tabelasını görebiliyorduk :). Hedefimizse 2546m yüksekliğindeki “Küçük Hacet”e çıkmaktı.

Karda yürümek yorucu bir iş ama daha yorucusu karda “yol açmak”. Küçük Hacet’e kadar olan yolu son birkaç aydır bizden önceki yürüyüşçüler bol bol yürüyerek düzleştirmişler. Tüm yol boyunca karların arasından bir labirent gibi yol açılmıştı. Biz rahat rahat yürüdük.

Yürüyüş ilk başta ormanın içinde başladı, bir süre sonra Küçük Çal’a çıkmaya başladık. Yol dikleşmeye başladı, daha sık mola vererek ilerledik, ben de önlenemez biçimde şıpır şıpır terlemeye başladım. Hava güneşli, orman içinde olduğumuz için rüzgar da pek yoktu.

2096m’deki Küçük Çal’a çıktığımızda ise yürüyüşün “ikinci bölümü” başladı. Artık hedefimiz olan tepe görünüyordu. Sağlam bir rüzgar esiyordu, rüzgardan dolayı yerdeki kar çok inceldi ve ağaçlar da seyrekleşti beraberinde. Ben de çantamdan kulaklarımı kapatan siperlikli beremi çıkardım, başka türlü gidişte sağ kulağı, dönüşte de sol kulağı kaptırabilirdim :)

Havanın günlük güneşlik olması burada yürüyüşü kolaylaştırdı. Daha önce bu rotayı izleyenlerin anlattığına göre burada sis inmesi, rüzgarın çok sertleşmesi, tipi olması mümkünmüş.

Bu ikinci bölümde, bu yürüyüş öncesi aldığım yeni alet çok işe yaradı: Termos. Benim gibi çay/kahve içmeyen bir adam için termos anlamsız görünebilir. Bir önceki yürüyüşte de farkettiğim üzere, içmek için yanıma aldığım sular, uzun süre soğuk havaya maruz kalınca çok soğuk sular haline geliyor ve içimi güçleşiyor. Oysa yürürken bol bol su içmeye gereksinimim oluyor. Bunun çözümü ise termosta ılık su taşıyıp, yer yer dışarıdaki sularla karıştırarak içmek. Küçük Çal’dan itibaren artık yanımda taşıdığım şişeler çok soğumuştu, termostan ısınmış su katkısıyla ılıtarak içmeye başladım.

Küçük Çal’dan indikten sonra, esas tepeye çıkmaya başladık. Tepe bizi kandırıp durdu. Her zirve diye gördüğümüz yere yaklaştığımızda arkasından ikinci bir zirve çıkıverdi. Biz de dinlene dinlene çıktık. 13:15’te gerçek zirveye varmıştık.

Küçük Hacet’in çanak şeklindeki zirvede durulmaz çok rüzgar eser demişlerdi. Hava o kadar güzeldi ki, orada oturup yemek bile yiyebilirdik. Tüm yürüyüş boyunca biriktirdiğim küçük hacetlerimi adına yakışır biçimde tepeye boşalttım :)

Tabii her çıkışın bir inişi vardı. Tepeye kadar sorunsuz giden yolcuğumun inişinde ekipmanlarımla problem yaşamaya başladım. Önce sırt çantamın bel kemeri gevşeyip durdu. Sonra kar tozluklarım çıkıp durdu. Neyse ki birinde yedek tozluk vardı, yemek molasında onları giyerek durumu kurtardım. Bir de üzerine bastonlarımdan biri eğildi, eğildi derken 30 derece falan eğildi :)

9 saatin sonunda, 17:15’te başladığımız noktaya geri döndüğümüzde toplamda bol inişli çıkışlı 17 km kadar yol katetmiştik. Bacaklarım ve dizlerim ağrıyordu, üstelik daha sıcaklardı. Minibüste dönerken gece nasıl uyuyacağımı düşünüyordum kara kara. Bir gün sonra da sızılar olacak diyordum. Yol boyunca ilaç kullanma planları yapıyordum.

Sonra eve geldim, güzel bir duş aldım, ayaklarımı yukarı uzatıp dinlendim yer yer. Hiç ilaç kullanmam gerekmedi, gece de mışıl mışıl uyudum. Ertesi gün sabah kalktığımda ise hafif sızılar dışında hiçbişi yoktu.

  1. “Iıılgaaaz Anadolu’nun Seen Yüücee…” İçin Yapılan 2 Yorum

  2. Gokhan Kocak 17 Mart 2011 Perşembe günü dedi ki :

    Ellerine saglik Doruk
    Ilgaz zirve yuruyusu etkinlik yazin gozel olmus diger etkinlikler icin de firsat bulunca yazmani isterim dogrusu
    haydi kal saglicakla…gk

  3. başak 28 Mart 2011 Pazartesi günü dedi ki :

    Ben daha yeni okuyabildim. Malum tadilat :)) Kardeşim diye söylemiyorum yazıların çok keyifli. Ben okurken sırıtıp durdum :) Boynuz kulağı geçiyor (yürüyüş konusunda diyorum, yazıda zaten benden öncesin :) )
    mucucuk

Bir Yorum Yazın